You are currently browsing the daily archive for Mart 28th, 2007.
Dağdaydım bütün gün. Yorgunum. Ama gün boyu yaptığım iş, bütün yorgunluğuma değer doğrusu.
Ne mi yaptım?
Zeytin çalısı yaktım…
“Zeytin çalısı yakmak mı, şairim? Bu ne iş?” diyeceksin.
Zorlu bir iş; ateş yakmak ve devam ettirmek.
Bakım isteyen zeytin ağaçlarını elden geçirdik, imar ettik. Odun yaptık. Geriye çalılar kaldı. Yakılması gereken çalılar…
Sabahın erken saatinde yola çıktım. Ayaza aldırmadım. Sevdiğim kuş seslerini, cıvıl cıvıl kuş seslerini doya doya dinledim. İlkbaharın kokusunu, dağ kokusunu, toprak kokusunu, gürül gürül akıp giden derenin kokusunu duydum. Mor laleyi, papatyaları, çiğdem çiçeklerini, yaban sümbüllerini bir görmeliydin… Tabiat ne kadar güzel? Yaşamak için, kırların koynuna atılmak gerekiyor.
Yaşamak, yeni açmış bembeyaz ahlat çiçeği.
Yaşamak, özgür olmak…
Yaşamak, dağda olmak.
Güneş tepende, sımsıcak…
Bir de zeytin çalıları… Önce güvenli bir yere çekeceksin onları. Sıralı yığınlar yapacaksın. Dikkat kesileceksin. “Şimdi tamam, oldu!” deyip, kibriti çaktın mı, zeytin yapraklarına değdir, yeter. Hepsi de sanki Kerem’den el almışlar gibi, cayır cayır yanıyorlar. Alevler, yüzümü yalıyor.
Yaşatmak için, yakmak…
Bir şair için en zor şey.
Yükselen alevler, cehennem.
Cehennem, sana ve bana darılmalı bir tanem. Az mı yandık ikimiz? Az mı alev alev tutuştuk?
Kerem, sanki bizim yerimize, bütün sevdalılar adına yandı, kül oldu. Aslı da öyle. O da, saçlarını süpürge edip, Kerem’inin küllerini toplamak istedi.
Toplayış, o toplayış.
Kor gibi yandı.
Bu ikisi, sevdalıların yüklerini sırtlayıp, yanıp tutuştular.
Cehennem, kapılarını bu yüzden bize açmaz bir tanem.
Kor gibi yanmak, bizim işimiz değil.
Yıllardır yüreğimiz yandı, tutuştu.
Sensizlik zamanlarımızda en koyu ateşler içinde kalmadık mı?
Cehennem, bize yasak.
Sana susuzluğum, baki.
Alevlerle boğuştukça, susadım.
Pınar uzak değil, hemen yukarda. Temiz ve suyu soğuk.
Kana kana içtim.
Sana doyar mıyım, hiç?
Kimse yok ya, sesimi sonuna kadar açtım, şarkımızı, bizim şarkımızı defalarca söyledim.
Kulakların çınladıysa, bundandır.
O şarkı, kaderimizin özeti.
O şarkı, kederimizi alıp götürüyor.
Pınar, hayat.
Defalarca söyledim bizim şarkımızı.
“Bu aşka canımı adayacağım.”
Ah, şimdi yanımda olsaydın.
Yoldayım. Dağların ardında bulduğu geçitlerden sana gelmeye çalışan güneş, sini gibi. Turuncunun en güzel rengiyle boyanmış.
Üstelik tepemde de değil, tam karşımda, iki kaşımın arasında sanki. Gözlerim kamaşmıyor… Ay, ilkdördünde. O da gökyüzündeydi, bütün gün. Besbelli birini özlemişti. Gözetledi, gözetledi ama tepemdeki güneşten yol bulamadı sanki.
Ah, şimdi yanımda olmalıydın…
Turuncunun en güzel rengiyle boyanmış güneşimizi, dağların en ucundan kaybolup gidişine kadar birlikte seyredebilseydik.
Turuncu güneş, oldukça sabırlıydı.
Gelmeni bekledi besbelli.
Sonra denize girdi, kayboldu.
Seninleyim bir tanem.
Seninleyim.
Yaşamak, seninle olmak.
Turuncu güneşi gözle bu akşam.
Turuncu güneşini, gör.
28 Mart 2007
Oyhan Hasan BILDIRKİ




