You are currently browsing the daily archive for Mayıs 30th, 2007.
1
“Özledin mi beni?” diyorsun.
Özlemek senin dilinde bir kelime, şiirinde bir süs, duyguna bir takı!
Özlemek senin mutluluğun, özlemek senin katığın. Özlemek senin her soluk alışında oflayan yaşlı kişilerin yaptığı gibi hep ağzında sakız olup diline yapışan bir alışırlık!
Gel sen bana sor!
Gün ola kızıyorum kendime: “Neden merhaba dedim, seni sevdim diye? Hayatımda ne değişti ki?”
Gün ola gündüz rüyâsındayım; bazen o mazgalda, bazen o asansöre yakın olan dört duvarlı serbestlik diyarında… Silkinince rüyâ bitiyor… Acı gerçek şu! Özlem denilen ağın içine takılmış kalmışım.
İnan… Bir dünya var yaşadığım; dış derisi özlemle yoğrulmuş, ortasındaki kalın kemerin adı bile ekvator değil özlem olmuş…
Ne güney kutbu, ne kuzey kutbu var orada. Sadece özlem kutupları. İşte o dünyada iki gözüm; sen dersen ay, dolunay oluyor… Sen dersen güneş çıkıyor. İşte o dünyada sen ne sorsan, ben hayır diyemiyorum…
Sokakları sen planlamışsın, caddeler, anayollar, otoyollar hep senin hayâlinin hediyesi, verimi…
Irmaklar akıyorsa, nehirler denize kavuşuyorsa; senin sözlerin, özgelerin, dizelemelerin.Ormanlar yeşermiş, bulutlar mavi mavi kümeleşmişlerse, parkta bir adam ıslık çalıyorsa, hep senin marifetin bunlar…
Gittiğim yollar da senleşmiş inan. Radyoma nasıl girdin sahiden? Ne güzel de çalıyor yanık yanık! Sağlı sollu çiçekler, lambalar hep yeşil… Ne marifetlerin varmış meğer!
Benim anmadığım bu kelime, benim dünyam işte. İçinde günbegün yaşıyorum. Ozanım sen çizdin her köşeyi, sen kurdun, sen kuşattın gökyüzünü, uçaklar bile duruyor sen kal deyince, rüzgâr esse biliyorum, senden gelen emirle hayat veriyor çiçeklere…”
Gülü susuz, seni aşksız bırakamam” diye çığrınıyor Yaşar ÖZEL… Ne kadar da güzel öğretmişsin ona böyle dokunaklı okumasını.
Ümit Yaşar “Senden geldim, seninle gideceğim.” diyordu da kıskanıyordum…
Şimdi dolu dolu yaşıyorum onun hislerini, bu senin kurduğun özlem dünyasında… Gel de kahrolma…
Bir kadeh şarabın tadı yok! O eski mezeler, o güzelim zevkli şarkılar, büyülü akşamlar hep uzun parmaklarının hüneri… Beni yaşattığın bu özlem adlı dünya senin eserin. Sakın bana özlemden yakınmayasın, senin mayan o!
Sabah gözümü açınca günaydınım, çayıma zeytinim, aç mideme ekmeğim, sesimin dudaklarımın mırıltısı… Sen bitmeyen özlem!
30 Mayıs 2007
PAPATYA
2
“Özlemek” dilimde bir kelime, doğru ama yüreğimde alevlenen harman. Daha çok için için yandıkça, beni olgunlaştıran, akıllandırıp uslandıran bir ocak. Duygularımın altın tacı, şiirlerimdeki gökkuşağı renklerinden her biri.
Biri ya?
Sen olmasan, özlem harmanını yele verirdim…
Savrulup kaybolsun, hangi sevdalının yakasına yapışırsa yapışsın.
Özlem, bendeki “sen”in özeti, ikizi.
Alışkanlık mı? Değil…
Ama ekmeğim, katığım!
Ağ, kelebekler içindir bir tanem… Tutanı, sevdiğini yakasına taksın diye.
“Örümcek ağı mı?” dedin…
Doğru, bir de bu ağ var. Duvar karşılıklı örülür derler. Böylece duvar yükselir.Avcı için av neyse, av için de avcı odur.
“Karasevda”, bu ikisinin iksiri. Yaşama sırrı.Avımsan, avcım da sensin…
Avcım sensen, avın benim.
Yoksa kalbimi bir başkasına kaptıracağımı mı sanıyorsun?
Kalbim senin!..
Günün yirmi dört saatinde düşündüğüm sensin. Gündüzün aydınlığı, gecenin karanlığı kendine çekip almıyor beni. Ben de şenlendirdiğin dünyamda hep seninleyim, seninleyim. Sensiz, yelkenlerinden yoksul bir yelkenliyim. Her rüzgârın peşinden savruluyorum; birinden birinde sen varsındır diye.
Birinden birine kokun sinmiştir diye.
“Özlem mi?” dedin.
Özlem, kalbimin öksesi.
Kalbimdeki huzur, gözlerimdeki nur.
Biliyorsun güneşle ay da bizimle.
Başucumuzdaki nöbetçilerimiz…
Ay, karanlık gecede ya bin bir yıldızı peşine takıyor, ya da dolunay olup çıkıyor. Ayda nakışlanmış yüzümü göresin, ayda nakışlanmış yüzünü göreyim diye.
Güneş, uğruna bir sözünle ölebileceğim gözlerindeki aydınlık… Arada bir gökkuşağını alıyor koynuna ve yedi rengiyle bize gülümsüyor.
Özlem, yedi renkten biri değil.
Hepsini, hep seni yakalamak istediğim ana renk.
Işık…
Bir tanem…
Ekvatorda yansam, gölgemsin. Kutuplarda üşüsem, kalbimi ısıtan elbisemsin.
Şükür, Kafdağı’nın ardında da değiliz şimdi.
Çay ve simidimizi paylaşmak, az şey mi?
De bana bir tanem:
Çay ve simidimizi paylaşmak, az şey mi?
Kalbim senin!
30 Mayıs 2007
Oyhan Hasan BILDIRKİ




