You are currently browsing the monthly archive for Haziran 2007.
1
Gece uzadıkça uzayan, bitmek bilmeyen hüzün dolu bir gazel… Dinledikçe ağlayasım geliyor. Yağmur yağdı, durdu, yeniden yağdı.
Yağmur yağdıkça gözlerim heveslendi, dolu dolu ıslandı. Şafağa kavuşamayacağım diye ağladım yağmurla bir… Şafak çok uzaklardaydı. Hani insanın uyuyamadığı geceler vardır, sabaha kadar döner dolaşır ama dalamaz bi-türlü? Rüyâlar görmek ister, göremez bir türlü. Şimdi yağmurda, zifiri karanlıkta neler neler görüyorum, belki de sen tahmin edersin… Ağaçların yağmura doyamadığı kadar karanlığa dökülmüşüm bu gece. Orada ne ay, ne mehtap varken; o zifiri karanlığı acı kahvenin kurumuş telvesine benzetip neler neler gördüm ben!
Fal bakmasını mı seversin, fal dinlemesini mi? Sanırım bu gece tam formundayım bunun her ikisi için.
İmkansızlığım başıma vuruyor, ağlayacak gücü bulamıyorum gözlerimde. Bu ne biçim gece? Karanlık mı karanlık… Ara sıra ahmak ıslatan yağmurunun serinliği uyandırıyor beni hayâl dünyamdan…
Bir üşüme, bir titreme… O da ne? Beni anan mı var? Kimsesizliğim iliklerime işlemiş. Rutubet olsa gerek duyduğum gönül ağrısının nedeni… Gece ve yağmur, ıslak ıslak, karanlıkta üşüyorum.
Sen ister ol, ister olma; değişen yok ben drama kraliçesiyim… Kendime sonu tatsız senaryolu filmleri sahne sahne doldurmuşum, başrollerini sen ve ben paylaşıyoruz… Nedense hep bir aksilik oluyor, bir türlü bu gurbet bitmiyor. Senin dünyanda değilim ya, ondan olsa gerek…
Şimdi diyorum sokakları arşınlayacak kabadayı biri gerek yanında, hani dünyayı hiçe sayan, bitmeyen geceleri çabucak şafağa kavuşturan, hani içip içip kahrolmadan aya şiirler yazan…
Yoksun ya! Ben de adım atamıyorum. Açsam ağzımı ne türküler, ne hüzünlü şarkılar dökülecek dudaklarımdan. Korkudan dudaklarım kurumuş, ne ay, var ne de yıldız görünürde. Ah! Şimdi sen olmalısın yanımda. Berberce şafağa koşarken, hani o adını bana söyleyemediğin çiçek saniye saniye güneşe soyunurken, ikimizde hiç konuşmadan yan yana yaşamalıyız o çiçeğin sabah dansını…
Ne garip, tek ses gelmiyor kulağıma. Bir mahzende olsa insan, yine de sesler duyar… Yok, hiçbir şey yok. Geciktin dostum, geciktin gene. Kalbimin ağrısı, ilaç tanımıyor senden gayri.
Geceler şafağa kavuşamıyor senden emir gelmeyince. Kim bilir senin de ürktüğün oluyor mu ıslak, karanlık gecelerden? Senin de şafağı arzuladığın var mı kumrular, güvercinler kadar?
O da nesi? Gözlerimde kurşun ağırlığı. Demek şafak sökmeyecek bu akşam… Mademki karanlıktayım, gözlerimi kapatmam gerek uyum sağlamak icin. Korkum ya uyur kalırsam, ya rüyâlarımı yakalayamazsam, ya da bir daha hiç gözlerimi açamazsam?
29 Haziran 2007
PAPATYA
2
ŞAFAK BİR ADIM ÖTEMİZDE
Damla damla yanaklarında gezinmeliyim şimdi
Eline yüzüne bulaşmalıyım
Duman duman saçlarını okşamalıyım
Hep seninle olmalıyım ömrüm, hep seninle
Kalbini ısıtmalıyım
Bu gece seninleyim ben, seninle
Damar damar kanıma işlemişsin
Mısra mısra yağdıkça bir tanem
Kalbimi büyülemişsin
Bu gecede hüzün yok, yalnız değilim
Şafağa az kaldı dakika sayıyorum
Türküler ayaklanıyor dudaklarımda
Damla damla dökülüyorum
Ah bu yağmur, delişmen kalplerimize teselli
İnce ince yağan tükenmez mutluluk
Şafak bir adım ötemizde bir tanem,
Gözyaşlarını sil şimdi
Güneş doğacak gözlerimize besbelli
Rüyâlarımız avuçlarımızdaki gerçek
Soluk soluğa, nefes nefese yaşadığımız
Güvercin kanatlarındaki hürriyet
Şafakta dans eden çiçekteki gurur
Unutamadığımız
Adem’le Havva’nın kaderi
Bizim de alnımıza yazılmış
Dudaklarımızda hüzün şarkıları
Kilidi paslanmış mahzenlere düştük zaman zaman
Ayrılıklarla bölünmüş gurbet akşamları
Damla damla yanaklarında gezinmeliyim şimdi
Eline yüzüne bulaşmalıyım
Duman duman saçlarını okşamalıyım
Üşüyen kalbini ısıtmalıyım
Şafak bir adım ötemizde baksana bir tanem,
Güneş doğuyor
30 Haziran 2007
Oyhan Hasan BILDIRKİ




