You are currently browsing the daily archive for Ağustos 12th, 2007.

 

1

“Dakikalık ayrılıklar yasak bize demiştin” son yankında.

O zamandan bu yana bir asır geçti galiba? Dakikaları istemezken çok gördün seni bana, şimdi aramızda saatler, geceler nerdeyse haftalar var… Zifir gecelerin ortasında, Ağustosun çöl sıcağı gecelerinde klimaların içinde, nedensiz uyanıp bekliyorum bir ses, bir ışık, bir selam…

Ne de olsa onca yıl alışıklık var yaban ülkelerinde…

Göçmen doğmuşum ben, göçmen öleceğim sana ulaşamadığımdan!

“Nerdedir? Ne ediyor?” diyorum. “Sanırım yazıyor, şimdi okurum.” derken, yapraklar hep boş çıktı, her açtığım sayfada, her tıklamada bir başkası vardı kapıda…

Mademki dakikalık ayrılıklar yasak şimdi, bu asırlıklar Tanrı’nın bir tartısı mı dersin?

Sanıyorum gene ölçüyor O yüce, yüksek, en yüksek makam.  “Dur Tanrı’m, dur! Ben bu testten seneler öncesi geçmiştim, gençliğimin en güzel çağlarında… Gene mi?”

Şimdi sesini duydum gene! Hemen pencereleri açtım… O da ne? Kuş sesleri doluverdi ortalığa. Boş ver gitsin. Çırçır öten aylık böceklere, penceremin önünde susuzluktan kurumuş güllere baktım. Boyunları bükük, mahzun! Gördüğüm onlarda iki gözüm, aynadaki yüzüm.

Nedense yaşayamadım gitti zamanı seninle, şimdiki zamanı hep bölüştüm herkesle, bir seninle değil! Neye?

Gel gör beni, halimi… Gülümsemeyen gözlerim takılıp kalmış puslu bulutlara… Ellerim duaya aciz! Sanki isyan var içimde bir volkanda da beter… Ama püsküremiyorum bir türlü!

Kim koydu bu şarkıyı gene?

“Şimdi uzaklardasın… İçim hicran doldu

Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayâl oldu”

Bir keresinde iki gözüm sana; “Ah bu şarkıların gözü kör olsun! Bu şarkılar olmasa seni çoktan unuturdum.” demiştim. İnan bu da bir şarkıymış, aynı eski aşklar gibi unutulup giden, çöllere gömülen umutların, akan gözyaşlarının bir silkelenişte kuruması gibi bir anıdan öteye ulaşamıyor…

Yakamoz sisler altında! Döner sahne oyunu yürüten, “hayat” denilen büyük piyeste…

Bayılıyorum şu Tanrı’nın senaryosuna! Ne kadar da kusursuz! Ne kadar da başarılı?..

Açtım ellerimi, O’na soruyorum; “Beni nereye koydun bu hayat denilen döner sahne oyununda?”
Cevap yok…

Hazin bir müzikle verilen her rolü üstlenip oynuyorum, sahne döndükçe bir his içimde; yakaladım, yakalayacağım seni… Ha şimdi, ha şimdi iki gözüm!

11 Ağustos 2007

PAPATYA

2

Çölün nadide çiçeği bizim hikâyemiz. Mor karanfili düşüneceksin, kor alev bir laleyi düşüneceksin. Bu ikisinin kahrı neyse, bizimkisi de o. Leylâ ve Mecnun’un hayatından izler taşıyor. Bilemiyorum kendimize yanlış örnekler mi seçmişiz, ne?

Düşünüyorum; Kerem ile Aslı’yı örnek alsaydık kendimize, daha farklı bir hayatımız mı olurdu diye?
Ya da Ferhat ile Şirin?

“Göçmenlik”, kaderimiz olup çıkmış. Şehzade başı dumanlı, kar kınalı Kafdağı’nın ardındayken; Melek hep kızgın çöllere düşmüş. Biri gökyüzüne kanatlanmışken, öteki yeryüzüne inmiş.

Ne yaparsın?

Çekecek çilemiz varmış, çekiyoruz.

Çilemiz, kaderimiz olmuş.

Fakat görüyorsun işte, kaderimiz bizi çelikleştirdi.

Akıllandık, uslandık, olgunlaştık.

Umutlarımız, kader defterimizi satır satır yeniden yazıyor, değiştiriyor.

Hayat gülümseyen yüzünü, ebedî olarak bize de gösterecek, mutluluk rüzgârlarıyla serinleyeceğiz.

Göreceksin, hazin müzikler birdenbire değişecek, Viyana valsi hiç susmayacak.

O zaman karanfiller gülümseyecek, laleler gönlünce açacak, papatyalar korkusuz serpilecek…

Melek ve Şehzade, hayâl perdesinden gerçek hayata dönecek.

O hayatın iki yıldızı var: Sen ve ben…

Sen ve ben!

Ne kaldı, göçmenlik bitti bitecek?

Ümitsiz olma sakın.

Ümit, bizim can damarımız.

12 Ağustos 2007

Oyhan Hasan BILDIRKİ
 

 

Ağustos 2007
M T W T F S S
« Jul   Apr »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Ziyeretçi Sayacı

  • 75,872 İzleyici

Takılmalık


www.flickr.com

oyhanhbildirki's Sihirli Kareler photoset oyhanhbildirki's Sihirli Kareler photoset

Kategoriler