Gözlerinin aynasıdır bu şarkı

       1
       BU ŞARKI

       Bu şarkıda buluşmak oh ne güzel
       Geleceğe hayâller kurmak
       Bu şarkıda yaşamak oh ne güzel
       Sana mecbur olmak

       Gözlerinin aynasıdır bu şarkı
       Yıllanmış şarap gibi güzel
       Seni bana getirir
       Yelken yelken

       Martılardan bahseder bu şarkı
       Civelek oynak martılardan
       Gülüşen sevişen martılardan
       Birer birer anlatır bu şarkı

       Senden bahseder bu şarkı senden
       Senin güzelliğinden senin her şeyinden
       Gözlerinden ellerinden
       Sevmenden sevilmenden

       Benim her şeyimdir bu şarkı
       Ekmeğim ruhum mezem rakım
       Benliğim gururumdur bu şarkı
       Adım soyadım

       Bu şiiri daha önceden de okumuştun. Belki hatırladın bitirince… Şiirde o günlerde beğenmediğin bir tarafım var benim. “Meze ve rakı”… Ne garip? O gün öyle takılıyormuşum.
       Hayat ne kadar zor? Görüyorsun değil mi canım? Yazını okudum. Zorluk orda anlattıklarında… Aslında halimize şükretmemiz lazım. Şükür yaşıyoruz ya…
       Akşamları beni bekleme, denk gelirsen takıl…
       Zaman bazen bizim için değirmenini döndürmüyor.
       Kilo aldım diyorsun. Boğazına düşkün, atıştırmayı seversin!
       Ama biz -“roman”daki gölgelerimiz- hâlâ Ankara’da aç dolaşıyoruz. Gerisini yazamadım ben… Yazma vaktim azaldı. Bir de coşku meselesi…
       Seninleyim, bunu unutma. Yazmak için kendini zorlama… Ben sana yetişmeye çalışırım.
       Özlemle gözlerindeyim. Aynaya bak, göreceksin.
       26 Haziran 2006

       Oyhan Hasan Bıldırki

       2
       Ruhum,
       Ne mutlu sana, senin hatıranı yakalayamıyorum. Ama senin de rakı ve mezeyle, sigarayla bağlılığın olduğuna inanmıyorum veya olabileceğine, olmuşluğuna… Belki gençlik özenmeleri idi onlar! Kısa bir süre yaşamadı sende…
       Gelelim boğazımı sevmiş olmama. Yalnız olduğum yıllar bir çırpı gibiydim ben. Yemeğimi düzenli yemem. Bir yazım, bir işim varsa karnım kendisini hissettirinceye kadar aklıma gelmez yemek. Burada yalnızken, bütün gün yemediğim günlerde, gece üçte açlıktan uyanıp bir şeyler atıştırıp yattığımı hatırlıyorum. Yemek düzenim yoktur benim ama ne uğraşırım, yemekle ne de şunu yiyeceğim diye tuttururum. Mesela et sevmem, yemem. Tavuk hariç, kızarmış etlerden kaçarım ama kızartmaya zorla “Hayır!” derim. Bunları sen de biliyorsun.
       Hâlâ başkentte açız yavrucum. Çünkü sen içinden gelerek yazmadın. Benim duymak istediklerimi yazmak istedin. Mesela bankta seni çağırdığımda oradan başla yazmaya ve değiştir. Nasıl istiyorsan,içinden ne düşünüyorsan öyle başla. Hani bana dedin ya “Seni ilk görüşümde …”
       Neyse sana bırakıyorum, düzelt onu. Dediğim gibi serbest düşün ve söylemek istediklerini, hissettiklerini yaz.
       Gelelim vaktinin olmayışına. O vakti yaratmalıyız yavrum. Senelerimiz başkalarını memnun etmekle geçmiş, simdi sıra bizim. Birlikte olmaktan hoşlanıyorsak, bunu yok etmeyelim.
       Yanında olsam seni öyle coştururum ki… Bu şiirini çok beğenmiştim fakat yazdıklarının hangisini beğenmiyorum ki… Ozanım benim… Kalemine kuvvet, yaşamına nice yıllar dileğim…
       26 Haziran 2006

       PAPATYA

       3
       Canım,
       Şiddetli bir yağmur başlamak üzere burada. Aydın’dan geliyor. Yemek hususunda beni de anlatmışsın. İşim bitmeyince yemeğe aldırdığım olmaz. İnanır mısın, evde uzun süre çocuklar olmazsa, tuz ve yağla da idare ederim. Lokantaya da gitmem. Aslında kahvaltıdan başlayamayışımın nedeni de o. Sofrada neler olsun, kestiremiyorum?.. Ama “Seni ilk gördüğümde …” doğru. Onu bir yere mutlaka yazacağım.
       Elinin elimde olması bile coşturur beni. Kalemim şahlanır. Şimdi o havadayım ama pencereden yağmuru izlemek için çağrılıyorum.
       Yanındayım. Seninleyim…
       26 Haziran 2006

       Oyhan Hasan Bıldırki

       4
       “Şehzaden kuyuda değil şimdi”…
       Aman Yarabbi!
       Ne destan!
       Beklediğimin bin kat üstünde!
       Delirmemek elde değil.
       Nerde bu Orta Mahalle?
       Ordayım seninle,
       Emretsene!
       27 Haziran 2006

       PAPATYA

       5
       Ruhum benim, ruhum!
       Neydi bu halin bugün ata binmiş şahlanmışçasına?.. Bir destan mı desem, bir ferman mı? Ne desem bilmem ki! İnan gene beni sorulara attın, şimdi gene onları sana bir bir sıralasam, şimdiden dudağının ucunu kıvırarak; “Bu ne merak?” diyeceğini biliyorum. Fakat sormadan da duramam. Fakat yüz yüze olunca sormalıyım değil mi?
       Mazine ne kadar sadık ve hakimsin?.. Elimde değil kıskanmamak. Mısra mısra sunulan parçalar; yaşlandıkça değer kazanmış mahzendeki şaraptan öteye, paha biçilmez olmuş.
       Bu sabah bir sevinç de vardı içimde. Hâlâ durmayan, haşin kuvvetini kaybetmeyen yağmur, bu sabah da görününce depresyona girmemek için çiçekli bir etek buldum ve giydim. Ne de olsa çiçekler siyah üzerine döktürülmüş.. Bu nedenle siyah bir üst bluz, ceket, tshirt, yelek aradım… Yoktu. Gardırobumda bir tek siyah giysi kalmamıştı… 6 ay öncesine kadar ben çok siyah giyerdim, şimdi ise giydiklerim rengarenk, bir tek siyah kalmamış. Bunu sana borçlu olsam gerek!
       Bazen elimde olmadan ikimizi ayni teraziye koyuyorum fark ediyor musun?
       Bu şiir nerden ilham oldu sana böyle birden bilemiyorum ama çok güzeldi. Buna çok benzeyen başka bir şiir okumuştum, bir erkek yazmıştı.
 
        “Ceketin hala sandalyede askıda bıraktığın gibi
        Kahve tasın da masada duruyor günlerdir
        Dokunamıyorum, temizlemek içimden gelmiyor
        Artık kahvenin pıhtılaştığı o tasta dudak izlerin var
        Alıp başını gittin bu odadan… Sanki hiç yaşamadın benimle
        İzlerin, anıların hep bu odada benimle.”

       Ağlamıştım bu şiiri okuduğumda. Bana yalnız kalan erkeğin acısını öylesine hissettirmişti ki terk eden hemcinsimi dövmek geldi içimden. Seven erkeğe bu kadar acı çektirdi diye.. Şair böylesine etkilemeli okuyanı…
       Bu şiirinde de böylesine duygulandımsa ve kendime kızıp kahrettiysem, bu senin kaleminin gücünden gelmiştir işte!
       Hep böyle yazmalısın şairim. Hep böyle içinden gelince… İşte o zaman okuyanı doldurup taşırtıyorsun…
       Seni bekliyorum şimdi
       Balkonumda değil yanımda
       O eski genç kız değilim
       Ne var ki  o heyecan
       Çalıkuşunun atan kalbi gibi
       Seni beklerken durdu duracak şimdi.
       28 Haziran 2006

       PAPATYA