Günlük Arşivler: 18 Ekim 2010

Dünyamın Adı Sendin

Bir Dalda İki Kiraz

      

      1
      Ruhum,
      Seni hisseder gibiydim, üç gündür yağmur yağıyordu ve ben hep şemsiyemi unuttum.
      Bir mutluluk vardı içimde, bir huzur vardı yeşillenen çayırlara, tek tük açan sümbüllere baktıkça…
      Hele yağmur tenime değdiğinde… Sarhoş gibiydim nedense. “Bu sarhoşluk hep kalsa!” dedim durdum.
      Demek sendin canım…
      Demek sendin hissettiğim huzur; baktığım yeşilde, her yağmur tanesinde.
      Demek sendin!
      Böyle yağmurlu günlerde nedense beni sana bağlayan köprü ozanım karşımda: Nur içinde yatsın Ümit Yaşar!
      Bana bütün hislerimi benim dilimle özetleyen ilk şair! Şiiri sevdiren ilk şair! istediğimi sevdiğime söylemeyi öğreten ilk şairdi Ümit Yaşar…
      Nedense hiç kıskanmadın onu sen.
      Bir sendin söylemek istediklerimi söylemeden önce okuyan, bir de o vardı söylemek istediğim bütün güzel kelimeleri bir araya koyup dilimin ucuna getiren…
      Sonraları ayrılıklar girdi araya, üzüntüler… Ümit Yaşar böyle günlerde de hep dilimdeydi. Neden biliyor musun?
      Çünkü o da her şeyine, sen dediğine takmış zamanını, onun seniyle yürütmüştü…
      Benim senim sendin… Yıllar sonrası gene sensin…
      Senli sokaklar bitti derken büyük caddelerin sonunda gene senli biten patika yollar; saat, dakika, saniye sen olup çıkmıştı. Dünyanın adı da sendin. Mevsimler seninle yağıyor, seninle güne kavuşuyordu o sen denilen dünyada…
      O da böyle melankolik olur yağmurun altında saatlerce şemsiyesiz gezer sonra;
      “Sen vardın tenimde, yüzümde, gözümde
      Sen vardın iliklerimde, kanayan yüreğimde”
      Der dururdu…

      Sen olsan canım şemsiyemi unutmazdım ıslanmayasın diye.
      Eğer şemsiyemi unutmuşsam, kendimi avutmak için, senin burada benimle olmadığını bildiğim için…
      Eğer şemsiyemi unutmuşsam senli hayâl âlemime girip seni yaşamak istediğim içindir…
      Keşke yağmur dursa, gözlerimi açsam bir çimdikle uyanmışçasına.
      “Yok, yok işte!” diye bağırabilsem var gücümle…
      5 Nisan 2008

 

      PAPATYA

 

      2
      Canım,
      Bugün sadece yirmiye yakın kişi okumuş paylaymış olduğumuz duygularımızı, sözlerimizi, yüreğimizi.
      Kim bilir bilmeden kimlerin yaralarına merhem olabildik de bir kendi yaramızı kapatamadık değil mi?
      Ne desem?
      Artık baharın, güneşin, neşen, hayat iksirin değil yanı başında olmak istediğim…
      Ne tahtta gözüm var ne de damarlarında…
      Otur yanıma, nağmeleri birlikte dinleyip gülüp eğlenelim.
      Özlem bitmeyen bir mevsim, sanki tropikal iklim, hiç değişmeyen durup durup gürleyen.
      Özlem bitmeyen yalnızlığımı katık diye durmadan önüme koyan, hasret denilen rüzgârla yüzümü kamçılayan. Özlem bitmeli artık!
      Ömür bitti bitecek… Cezamızın faturası nerede? Söyle bakalım daha ne kadar borçluyuz?
      Yıllar acı tatlı gelip geçiyor. Hoş istesek de tutamıyoruz bu haşin, ayrılık dolu yılları…
      Nedense alıştım sanki özleme… Sensizliğe! 
      Belki de senin bana durmadan söylemek istediğin o iki beylik, alışılagelmiş iki kelimenin kaleminde demlenişinin, -sen öyle diyorsun ya- özeti olsa beni avutan…
      Meğer daha neler yazdırabilirmiş sana bensizlik?..
      Günaydınım, iyi gecelerim, günceğizim, güneşim, ayım; çağrıdan başka nedir ki? Ama kim bilir avuçların nerde? Avuçlarını kime verdin?
      5 Nisan 2008

 

      PAPATYA

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.