1
“Bu gelen kim bilir kaçıncı ilkbahar?
Ümitlerimi çiçek çiçek dokur gergefinde.
Lâle derken, ah ömrüm, sayısız papatyalar;
Sıralanmış yolumun üzerinde”
Sorma hiç, nasılsa kavuştuk ilkbaharımıza
Keyfimiz yerinde yürek yüreğe.
Lale de, papatya da kurumuş geçmişte,
Şöyle bir iyice bak ne çiçekler var yolumuzun üzerinde…
Gönlüm cıvıl cıvıl, kiraz ağacındakiyle yarışırcasına
Uçmuştan beter şu halim, şu ümit denen ağacın dalında.
Şimdi ilkbahar sevdiceğim güneş tepemizde,
Şimdi bizim tek mevsimimizdeyiz yürek yüreğe
26 Mart 2008
PAPATYA
2
“Yeniden yanışlara hazırlanmak için,
Kalbim ümit pınarından kana kana içiyor.
Yine senli zamanlarımdayım;
Bir bilsen aklımdan neler geçiyor?”
Ah, bilmez miyim aklından geçenleri senin!
Gecenin karanlığını şal yapıp ürperen omzuma attım. Derken titreyen ellerimle bir kibrit çakıp kokulu mumu yaktım… Sonra yarı kapalı perdenin arkasından sokağı izledim.
Kokular sarmış bedenim titremeler içinde.
Ah, bilmez miyim aklından geçenleri!
İşte orada, o ağacın altında sen de gördün küt küt parmaklarımı, boğazın kurumuş, suya doyamadın.
Derken orada elimde kitap, demesen de biliyorum aklından geceni: “Şimdi Ümit Yaşar’ı okusa…” diyorsun.
Derken bir bakmışsın; elimde iğne, bir sökükle didişiyorum…
Aklından neler geçiyorsa beni süzerken, hepsini tek tek biliyorum.
26 Mart 2008
PAPATYA
3
Ümit, bizim iksirimiz.
Ümit, gözlerimizdeki gülücük.
Ümit, yüreğimizi cesaretlendiren savaşçı.
Ne gecede, ne gündüzde; dar zamanımızda ya da geniş günümüzde bize daima arka çıkan şey.
Sevgi ağacımız.
Ümit, altın zamanlarımızın hiç bitmesini istemediğimiz şarkısı.
Ümit, ebedî ilkbaharımız.
Ümit, rüyâlarımızın çiçek bahçesi.
Her dem diri, birlerce çiçeğin sığındığı kucak.
Sevgi bağı.
Hatırlarsın.
Aslında ben, o çiçeklerden tekinin bile adını doğru dürüst bilemem.
Dalında açmış bir çiçeğin adını sormuştun bana.
Bilememiştim.
Bildiğim tek çiçek, sensin!
Benim çiçeğim…
Denize battı batacak akşam güneşi. Suya rengini katmış yakamozlar. Ufku sınırlayan mor dağlar. Ümitlerinin peşinde koşan balıkçılar… Rıhtımdaki genç sevdalılar.
Deniz kenarındayız. Yürüyor, durmadan konuşuyoruz.
Kulaklarımda gürleyen sesin:
“Bu tarafa geç, bir tanem!”
Sonra dalgalar… Bizim hikâyemizi anlatan dalgalar.
Akşam serinliği.
Bildiğim tek çiçek, sensin!
Benim çiçeğim…
30 Mart 2008
Oyhan Hasan Bıldırki





Yorum yapın
Bu makale için yorumlar beslemesi