Son sözün bana; “Yorgunum!” demek olmuştu. Sonra iyi geceler diledin ve benden bir ninni istedin…
      Olur mu canım, olur mu? İki gözüm sana ninni söylememek mümkün mü?
      Sonra “Sevdadan ileri…” dedin sayıklarcasına. 
      Dedin ama birde bıçak sapladın kalbime öylesine derin bir yarayı deşer mi insan seneler sonrası?..
      Bu, “Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin”den de ağlatıcı bir sevdalı deyimi. 
      “Yakıp geçtin!” Keşke yakıp geçseydin! Ağrı bu kadar derin olmazdı. 
      Eşeleme kanayan yarayı!
      Kimdi onu sana diyen? 
      “Senin yüreğin delik be ozan!”
 
      Dün geceyi düşündüm: Zıplayan, hoplayan, sarılarak ısınan çiftleri… Gülemedim, gülümseyemedim. 
      Şarkılar bir demet buket! Sanki bir ebemkuşağı, rengârenk! Düğün evinde miyiz yoksa?
      Yok yook, gelin de yok ortalıkta! 
      Masaların ikisinde iki yaş günü partisi var: “İyi ki doğdun!” sözleri yükselirken mumlar birer birer sönüyor, çiftler gene sarılıyor…
      Kemancı, elektronik kemani eline almış, “İstek gönderin” diyor. Mümkün mü göndermemek?.. 
      İlk isteğim: Bildiğin şarkı. 
      Sonra, sonra daha sıcak güftelere; “Elbet bir gün buluşacağız!..” Arkasından çocukluğumuzun şarkıları.  
      Derken yepyeni bir şarkı bütün gençlerin dudağında…
      Gençlerin hepsi coşku ile pistte…
      Kelimeleri çözmeye çalışıyorum, kulağa yakın bir nağme; kelimeler tanıdık sanki ama çabuk kavranıp hemen söylenen ve çabucak unutulan kelimeler… Birden “İşte sen burda olmalıydın” diye düşünürken. 
      O sözcükler bu yeni şarkıdan dökülüveriyor.
      Bu ne ürkütücü bir tesadüf?
      Yakalandım mı yoksa?
  
      Sana özel bir beste yaptım yüreğimin kanından 
      Sana özel bir şiir yazdım hasret hasret diye atan nabzımdan!   
 
      Kış bitmek bilmiyor sensiz seneler gibi 
      Soğuk kırbaçtan öte bir güç 
      Vurdukça inim inim inliyor adam 
      Ama hasret soğuğun üstesinde
      Vurdukça nefes aldırtmıyor…
 
      Hasret soğukla yarışta 
      Hasret bahar nedir bilmiyor
      Henüz hayata gözünü açmış sümbüller 
      Bükmüş boynunu soğuktan
      Hasretli sevdalılarla yarışırcasına 
 
      O gelmeyen hayâli yaz 
      Uzayıp giden beyaz kış 
      Yerini bulamayan yaban ördeği
      Kolları açık iki hasret masal kahramanı
      Nerde şimdi tutam tutam laleler
 
      Alacasına koyu bir gece başlamış 
      Ayı, yıldızı kutuptan müjdelercesine
      Başını kovuktan çıkaran küçük ceylan 
      Nefesini tutmuş ölüm korkusundan 
      Hasret kesmiş dudaklarımı dilim dilim
 
      Gelse de bahar açsa da güneş
      Kan gelmez yüzüme hasret ateşinden
      Fışkırsa laleler, mor sümbüller, nergisler 
      Kan gelmez yüzüme hasret ateşinden
      Ben kışı bitiremedim sana hasretimden!
 
      Beğendin mi? 
      Yazmayalı çok olmuştu…
      10 Mart 2008

 

      PAPATYA