Neydi bu hafta, o bütün hafta boyu hayat sırlarını paylaşmamız?
Neydi bu hafta böylesine rahatça birbirimize sokulmamız ve çekinmeden daha şimdiye değin kimseye anlatmadıklarımızı yazışmamız?
Bu nasıl sırdır böyle? Ben böylesine rahatça kimseyle açılıp konuşamadım, dost dediklerime bile anlattıklarımda bir sınır vardı…
Ama biz ikimiz bir araya gelince ne kadar da rahatız öyle…
Bambaşka bir rahatlık bu, bambaşka bir his! Hiç tanımadığım, duymadığım ama çok hoşlandığım bir şey!
Sanki boğazımdaki düğüm açıldı ama öylesine huzurlu bir paylaşma bu. Ne ilenti ne beklenti ne de zorlama var içinde…
Hayat böyle huzur ve sevgi dolu olmalı. Ama nerde? Günlük gücenmeler, gocunmalar önemsiz… Sonrası gülünecek, âcil, korkulu telâşlanmalar… Hani karpuz kabuğunu doldurmayan önemsiz sözler…
Güzel bir şey bu! Sen varsın ve seninle paylaşıyorum hayatı. Bunu güzel yapan da bu zaten!..
Sevdiğin anneni kaybetmen bize neleri hatırlattı?.. Nerelere geri döndük? Neler düşündük, neler paylaştık?..
Bir gün biz ölünce kim bilir çocuklarımıza neler hatırlatacağız?
Belki de ölümsüzlüğümüzü, belki de meydan okuyuşumuzu, belki de isyanımızı, belki de belleklerinin taa dibine atıp çoktaaan  unuttukları çocukluklarını…
Fakat paylaşmak, ne kadar güzel değil mi?
Fikir paylaşmak, yürek paylaşmak pahası biçilmez bir zevk! Hele paylaşırken seni gocundurmuyorsa…
Özlemli günler, dudaklarımız kilitleneceğine sanki daha güçlü oluyor ve susmak bilmiyor…
Anlat canım…
Anlat! Daha çok söyleyeceklerin var. Gözlerinden okur gibiyim…
Haydi, çekincesiz anlat bana hayatım!
10 Şubat 2008
PAPATYA