1
      “Susunca çaresizliğime ağladığımı bilesin
      Susunca seni ne kadar özlediğimi bilesin
      Susunca gözlerim, gözlerini arıyor;
      Susunca her an seninleyim bilesin.”
 
      Sen susunca, ölüyorum bunu biliyorsun… Sustuğun zaman ben kan kusuyorum çaresizliğimden, yanında olamadığımdan, seni göremediğimden…
      Hep istiyorum boşalttığın çay bardağı aynı sıcaklıkta kalsın! Ceketin sandalyede asılı, terliklerin orada kapının yanında bıraktığın gibi dursun.
      Sustuğun zaman biliyorum, benimle değilsin!
      Sen susunca hava sanki değişmiş durumda; bir fırtına, bir sağanak, gökyüzü ağlaya ağlaya kapanmış gitmiş taa içinden…
      Sustuğun zaman saatler duruveriyor, dakikalar özelliğini kaybediyor. Sen susunca sokakların zevki kalmıyor, kulaklarıma hep hüzünlü şarkılar doluyor…
 
      Sen sustuğunda tanyeri rengini tutturamıyor, ay kalıbına giremiyor, nehirler akmasını unutuyor, yağmur değil sel akıyor gökyüzünden.
      Eğer simitçiler yoksa ortalıkta, eğer rüzgâr esip duruyorsa; biliyorum sen sustun yine!
      Sokaklar boşalmış, fenerler sönmüşse, sen sustuğundan beridir bu!
      Susunca benimle olduğunu unutuyorum. Sen susunca yemeğin tadı, kitabin zevki kalmıyor.
      Eğer çiçeklerin boynu bükükse, eğer içimden süslenmek gelmezse bil ki sen sustuğundandır. 
 
      Susma, n’olur susma!
      Susman ölümüm oluyor…
      26 Mart 2008

 

      PAPATYA

 

      2
      Hüzünlü şarkılar, beni de yokluyor zaman zaman çaresizliğimden. O saatlerde ne yapacağımı bilemiyor, umut ışıklarımdan yardım bekliyorum. Mavi gökyüzüne dalıyorum, cıvıl cıvıl kuşları dinliyorum.
      O saatlerde güneş bana arka çıkıyor, sana giden yoldaki kılavuzum oluyor. 
      O saatlerde gecenin tam ortasındaysam, dolunay gözlerime gülümsüyor.
      Sen hem güneşim, hem dolunayımsın. 
      Bu ikisi, beni asla yalnız bırakmıyor.
      Birinde sıcaklığın, ötekinde de gülümseyen gözlerin var.

 

      “Boşalttığın çay bardağı aynı sıcaklıkta kalsın!” 
      Çay… Nerden düştü aklına?
      O serin sabah vakti, simidimizi bölüştüğümüz o serin sabah vakti, benim de aklımda.
      “Boşalttığın çay bardağı aynı sıcaklıkta kalsın!” 
      Ah, bu dileğinde dünyalar var!
      Dünyalar var…
      Biliyorum.

 

      “Gökyüzünün ağlaması…”, mor dağlar yüzünden.
      Mor dağları aşıp geçmek, zor.
      Ne kadar kanatlansam, hangi çareye başvursam; görüyorum her mor dağın arkasında, bir başkası var. Arka arkaya dizilmiş, sana çıkan bütün yolları bağlamışlar.
      “Gökyüzünün ağlaması…”, bu yüzden.

 

      Delişmen ayı, rengini tutturamayan tanyerini zaman zaman ben de görüyorum. Biri gözlerimi göremediğinden kuduruyor, öteki hasretimden şaşırıyor.
      Kalbimdeki fırtınalar, onları da etkiliyor.
      O saatlerde çiçekler de başkaldırıyor.
      O saatlerde, elim ayağım kesiliyor.
      O saatlerde, gözlerimde iki damla yaş; çaresizliğime ağlıyorum.

 

      O saatlerde güneş bana arka çıkıyor, sana giden yoldaki kılavuzum oluyor. 
      O saatlerde gecenin tam ortasındaysam, dolunay gözlerime gülümsüyor.
      Sen kesiliyorum!
      27 Mart 2008

 

      Oyhan Hasan Bıldırki