“Yeni gelin güneş nazlı mı nazlı demek istedim.”
Güneş yeni gelindi yani ve nazlı mı nazlı idi dün. O satırları düzeltmen gerek.
Çok güzel yazışmışız yine. Bunu, “Sevgiye Susamak”ta okuyunca anladım.
“Bu ne kadar derin bir bağ?” diye düşünmekten de kendimi alamadım.
Ay beyazdır ve soyludur ve bir kadın kadar dişi görünürcesine şeklini değiştirir her gün. Bir gün dolu, bir gün incecik, bir gün ak, bir gün daha koyu, aynı bir kadın gibi süslü ve bakımlıdır ay!
Bazen şuh olup çıkar sevişenleri delirtircesine. Ay narinleşir, cilveleşir. Bazen aşıklara ışık verir, bazen umut! Ozanların hayâl gücünü körükler… Bazen hasret dolu sevdalıyı kızıştırır, sevdiğinin uzaklığını hatırlattığından…
Ben güneşi severim nedense… Belki hayatı canlı renklerde ve sıcakla hissettiğimden…
Her sabah güneş yeni bir gelin gibi erkenden uyanır ve koca dünyayı, senin yanını ve benim yanımı ısıtır önce… Sonra ısınan kanım kalbime dolar ve gözlerim şefkat kokar, dudaklarıma gülümseme gelir.
Güneş ısıttıkça yeni gelinin gücü, güçlü sevgisi beni insanlara daha da bağlar… Ve sonra sen gelirsin aklıma, gözlerime yaş dolar… Mazim kanatlanır güneşin her çeşit kızılında parça parça…
O zaman yaşadığımı hissederim, hissettiğimi bilirim.
4 Mart 2008
PAPATYA





Yorum yapın
Bu makale için yorumlar beslemesi